20 Mayıs 2012 Pazar
ZORUNLU EĞİTİM VE
Füze Kalkanı devreye giriyor
Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

Aşiretlerin diğer yüzü bu belgeselde

Aşiretlerin diğer yüzü bu belgeselde
Kan davaları, berdel düğünleri ve töre cinayetleri ile anılan aşiretlerin ilk kez belgeseli yapıldı. Başım Gözüm Üstüne belgeselinin yapımcısı Nurten Güzelsevdi Aşiretleri anlattı.
22.03.2011 / 12:48

Dışarıdan bakıldığında saklı bir kutu olarak bilinen Aşiretlerin içinde 45 gün kalan onlarla birlikte yaşayan Güzelsevdi, Muhammed Taşçılar'ın sorularını yanıtladı.


Güzelsevdi belgeselin ana temasının “Töre cinayetleri, kan davaları gibi aşiretlere dair olumsuz yargıları masaya yatırmak değil. Aksine, aşiretler üzerinden giderek aile olgusunu ve önemini gözler önüne sermek.” olduğunu vurguladı.


Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo TV Sinema mezunu olan Nurten Güzelsevdi Yeditepe Üniversitesinde yüksek lisans yaptı.


Genellikle sosyal sorumluluk projelerine imza atan Nurten Güzelsevdi daha önce de 45 bölümlük “Adım Sokak Çocuğu” ve 80 bölümlük “Kapıaltı” belgesellerini hazırladı.


“Kapıaltı” bugüne kadar Türkiye’de ceza infaz kurumları konusunda yapılmış en geniş ölçekli TV programı. 30 cezaevini gezen Güzelsevdi ve ekibi, 100’ü aşkın kadın ve erkek mahkumla röportaj yaptı.


Başım Gözüm Üstüne ise “Adım Sokak Çocuğu” ve “Kapıaltı'ndan sonra hazırladığı üçüncü sosyal sorumluluk projesi.


Sokak çocukları ve cezaevleri projelerinde ailenin çok önemli olduğuna şahit olan Güzelsevdi, aşiretlerde büyük bağlı aileler olduğu için 3. projesinde aşiretlere yöneldi ama bu kez farklı olarak olumlu bir bakış açısı ile konuya yaklaştı.


Nurten Güzelsevdi neden aşiretleri konu alan bir program yaptığını şöyle anlatıyor:


Türkiye'de aşiret yönünden en zengin ilimiz Şanlıurfa


‘’Aşiretler tam olarak bilinmeyen, her zaman merak edilen kapalı grup olduğunu vurgulayan Nurten Güzelsevdi “Bizler aşiretleri töre, kan davaları ve düğünleri ile son dönemlerde yayınlanan dizilerle tanıyoruz. Ben bu merak edilen büyük ailelerin aile bağlarını, sosyal anlamda dayanışmanın önemini yerinde görmek istedim ve bu nedenle Güneydoğuya doğru uzanan bir çekim sürecine girdik. 40-45 günlük bir çekim süreci yaşadık ve üç kez gidip geldik. Çekimler Adıyaman'da başladı ama Urfa'da 57 aşiret olduğunu öğrenince Urfa'da tamamlamaya karar verdik. Galiba Türkiye'de aşiret yönünden en zengin ilimiz Şanlıurfa. Aşireti olmayan aile yok gibi’’ diye konuştu.


Programın çıkış noktası aile


‘’Programın çıkış noktası aile oldu. Aile bağları nasıl korunuyordu, akrabalık bağları neden bu kadar sıkıydı, yaşlılar neden huzur evlerine bırakılmıyordu, boşanma yüzdeleri neden bu kadar düşüktü, önemli ve özel günlerde sosyal dayanışmayı nasıl ayakta tutabiliyorlardı, bu kafamızdaki sorulardı” diyen Yapımcı Güzelsevdi “Mikrofonu uzattığımız birey ister Kürt, ister Türk, isterse Arap kökenli aşiret mensubu olsun genelde aynı cevapları aldık. Aile, akrabalık, dayanışma konularında ortak değerlere sahip olduklarını gördük. Hatta bu konularda batıyı ve TV yayınlarını bile eleştiriyorlardı.” dedi.


Peki bu aşiretler hangileriydi?


‘’Badıllılar, Karakeçiler, Süleymanlar, Mersaviler, Bezkiler, Şeyhanlılar, İzollar, Binizet, Cümeyliler, Dügerler... (ve bunların farklı kabileleri).


Bu aşiretlere etnik köken olarak bakarsak; Kürt olan da Arap olan da Türkmen olan da var. Hatta bir kısmı Milli Mücadele döneminde Fransızlarla mücadele ederek bağımsızlığın kazanılmasında etkin rol oynamışlar ve içlerinde madalyalı olan aşiretlerin adları Anıtkabir'de mevcut.’’


Programın adı nasıl kondu?


‘’Programın adını belirlerken o coğrafyadan bir isim olsun istedik. Aşiret kokan, toprak kokan, oradan batıya uzanıp gelen bir isim aradık. Her gittiğimiz aşirette ne desek “Başımız gözümüz üstüne.” dediler. Hele de bu topraklarda misafirseniz istekleriniz emir sayılıyor. Bu, bizim için asla gözardı edilmeyecek bir üsluptu. Program içeriğimizi özetleyen ve çok yaygın olarak kullanılan bu deyişin o bölgede Arapça ve Kürtçe’de de karşılığı var. Arap ve Kürt aşiretlerini de konu aldığımız için programın jeneriğinde bu deyişin diğer dildeki karşılıklarına da yer verdik. Yani programın 3 ismi var.’’


Çekim sürecinde neler yaşandı?


Şehir merkezinden her gün farklı aşiret bölgelerine gidiyorduk. Her aşiretin bölgesi farklı; kiminin 30, kiminin de 100 köyü var. Aşiretler farklı kabilelerden oluştuğu için aşiret beyine bağlı kabile reisleri de vardı.


Sabah erken saatlerde köylere gidiyorduk. Merkeze yakınsa ortalama 30-35 km, uzak bir aşiret bölgesi ise 90-100 km yol gidiyorduk her gün. Yollarda ancak kitap satırlarında okuyabileceğimiz ya da film karelerinde görebileceğimiz büyük sürülerle, çok farklı insanlarla karşılaşıyorduk. Sis bulutu içinde dakikalarca geçmelerini beklediğimiz sürüler, insanları alıp götüren görüntülerdi…


Köye vardığımızda köy eşrafı karşılıyordu bizi ve direkt köy odasına davet ediliyorduk. Her aşiret beyinin kendisine ait bir köy odası vardı. Kendisi baş köşeye oturur, yaşa ve konuma göre de aşiret eşrafı sıralanırdı. İlk sohbetler burada başlıyordu; tabii ki mırranın yani onların diliyle acı kahvenin eşliğinde.. Atmosfer öyle samimi oluyordu ki her şeyi; töreyi, kan davalarını hatta çok eşliliği bile sorabiliyordum. Bunlar hep korkulan konulardı ve yerinde sormak öğrenmek istedim. Her şeyi sizinle paylaşabiliyorlardı; yeri geldiğinde kendilerini eleştirebiliyor, yeri geldiğinde de yanlış anlaşıldıklarını anlatıyorlardı.’’


Dil engeline rağmen…


‘’Köy odalarının dışında sohbetlerimiz onların evlerinde, köy ortamında da devam etti. Sohbetlerimiz düne ve bugüne dairdi. Dünden getirilenler ve bugünün yorumu üzerine… İletişimde tek engelimiz özellikle 50 yaşın üzerindeki kadınların Türkçe bilememeleri ya da Türkçelerinin yetersiz oluşuydu. Ama anında çevirilerle bu sorunu da aştık. Dil engeline rağmen bize kendi dillerinde dualar da ediyorlardı, ikramda bulunmaları için çocuklarına tenbihte bulunuyorlardı. Yani dil, gönül birlikteliği için engel değildi bu coğrafyada...


Her aşirette, biz çekime başlar başlamaz hemen öğle yemeğinin hazırlıklarına başlıyorlardı. Hele ağanın köy odalarında misafir olduğumuz için baş köşe bize veriliyordu. Sırtımıza büyük nakışlı yastıklar konuyor, rahat olup olmadığımız defalarca soruluyordu. Ağa, bize göre ayak ucuna oturuyordu. Yaşa, konuma ya da bayan olmama aldırmadan.. . Öğle saatlerinde upuzun sofralar kuruluyordu. Burada yani ağanın köy odasında her şeyi erkekler yapıyordu; sofrayı onlar hazırlıyor, onlar kaldırıyor, çayı kahveyi onlar getiriyordu.’’


Başım Gözüm Üstüne’de sunucu yok...


‘’Röportajların yanı sıra sunum çekimlerimiz de oldukça heyecanlı geçti. Çünkü sunuculuğu her aşiretin kendi mensubu yaptı. Röportajlarda kendilerini anlatan aşiret bireyleri, sunumlarını da kendileri yaparak tamamı kendilerinden oluşan bir programa imza attılar. Kimi zaman onlarca kez çektiğimiz anonslar oldu. Çok yoruldular ama bunu ne bize ne de çekime yansıttılar. Bütün çekim süresince güzel bir paylaşım yaşadık; kimi zaman hep beraber çekim ekibi olduk; yeri geldi sunucu oldular, yeri geldi malzemeleri taşıdılar; ama en önemlisi danışmanımız oldular, ev sahibimiz oldular. Bugün Urfa'da çalabileceğim birçok kapım var.


45 günlük çekim sürecinde düğünü de gördük bayramı da taziyeyi de... En çok dikkatimizi çeken, iyi ya da kötü günlerin tam anlamı ile sosyal dayanışma içinde geçtiğiydi. Sadece aşiret içinde değil, aşiretler arasında da dayanışma var.. Aşiret mensupları farklı illerde farklı ülkelerde de olsa o önemli günü yerinde paylaşmak zorunda. Buradan çıkardığım sonuç, aşiretler neden yıllardır varlıklarını koruyor sorusunun cevabıydı.’’


Nurten Güzelsevdi çekimler sırasında başından geçen olayları anlatırken bile bölge halkının tavrına imrendiğini yansıtıyor. Köyler arasındaki yol sorununa dikkat çeken Güzelsevdi, “Çekim yaptığımız bir aşiretin farklı bir kabilesine gidiyorduk, oldukça uzun bir yol gittik. Neyse perişan halde vardık köye. O gün hem taziye hem düğün varmış. Evin yaşlılarından birisi bir hafta önce vefat etmiş. Evden gelin çıkacakmış ama müzik yoktu.


Hava soğuktu ve araba da kalabalıktı. Neyse arabadan indik. Amacımız bir an önce kabile büyüğünün köy odasına ulaşmaktı. Kameraman arkadaşlar odaya girdi ben çizmelerimi çıkarıyordum…birisi kapıda bekliyordu. Aşiret büyüğünün oğluymuş. “bir dakika dedi.” Sız öteki eve geçeceksiniz. Bayanlar oraya geçiyor dedi.”


Bende “Hayır ben bu odaya gireceğim.” dedim. O öteki ev diye, ben bu oda diye diretip durduk. Galiba sesler yükseldi, ben sinirlendim , Zavallı adamcağız o da sinirlendi herhalde aşiret hatunlarında böyle bir şey görmedi…


İçeriden ne oluyor diye bir ses geldi, ben buraya girmek istiyorum deyince bırak gazeteci o hatun gelsin dediler. Tabi ki Aşiret büyüğü, babası izin vermiş karsı durmak olmaz ama bildiği şimdiye kadar yetiştiği kuralların aksini yapmak zorunda kalmıştı. Bir anda ikilem yaşamıştı..


Ben halimden memnun şekilde içeri girdim, mücadeleyi kazanmıştım... Girer girmez bilinen o meşhur misafirperverlik, tahmin edeceğiniz gibi… Aşiret büyüğü yanına buyur etti, başköşeye oturmuştum, arkama kanaviçe işli yastıklar konuldu… Sohbet başladı çaylar kahveler geliyordu… Tabi reisin oğlu da servis yapıyor misafirlerle birebir ilgileniyordu… Ben mücadeleyi kazandım derken mücadelenin henüz bitmediğini fark ettim.. Odaya her girişinde bana sert bir şekilde bakıyordu… Gözümü ne kadar kaçırsam da yakalanıyordum. Sinirli olduğunu anlamamak imkansızdı… Siniri geçer dedim ama ne mümkün… Yemek servisi başladı vazıyet hala aynıydı…


Kafama koydum bunu ve o köyden ayrıldığımda o bölümün sunucusu o arkadaş olmuştu ve en önemlisi bayramlarda tebrik için beni arayan soran birisi olmuştu… Her ikimizde kafamızda ki bazı şeyleri değiştirmiştik, bu yaşanılanla…J


Aşiret Kadınları Bana Not Verdi


Gezdiği yörelerde kadınlara yardım ettiğini dile getiren Güzelsevdi, “Gündüz çekim yaptığımız bir aşiretin akşam şehirdeki evine yemeğe davet edildik… Yeni taşınmışlardı… Bende yardım için mutfağa girdim. bulaşıkları yıkamaya başladım, bir süre sonra arkamı döndüğümde aşiret mensubu bayanların beni izleyip kendi aralarında Kürtçe konuştuklarını fark ettim... Çok şaşırmışlardı, hatta evin büyüğü olan hanım yaptığım işe de dikkat etmiş ve beğenmiş yani onaylamıştı… Hatta Urfa ‘da olsam bana eş bulacaklarını söylemişlerdi. Bu olaylar insanın yüzünde tebessüm ettiriyor. Ben bu yüzden hiç sorun yaşamadım.. Onlardan birisi gibi olduğunuzda size kucak açıyorlar.” diye sözlerini bitirdi.

SANLIURFA.COM



Bu haber toplam 118 defa okundu
YORUMLAR
YAZARLAR
The file /home/baskmcom/public_html/inc/footer.php is corrupted.